25 Şubat 2011 Cuma

Türk erkekleri hayvan gibi sevişir...

"ulan bizim hayatımız, yatağa girdiğimiz hatunla tam penetrasyon gerçekleşeceği sırada hatunun bizi üzerinden itip; 'sevdiğim adam geldi aklıma. bunu ona yapamam! ihanet bana göre değil', 'beni yanlış tanımandan korkuyorum', 'sence buna hazır mıyız?', 'bu kadarı yeter. noolur üstüme gelme(lan zaten üstündeyim)... tripleri ile kendimizi fatma girik'e yakalanmış sarı donlu hoca gibi köşede bulmakla geçti."  

Kesinlikle doğru amına koyim (sevişme mevzusuna yekten koyarak girmeyle hayvanlığımı tescil etmek şöyle dursun, şu düşüncemden dolayı bana hak verecek kadınların olacağını bilmek daha çok ağrıma gidiyor lan!). evet, hayvan gibi sevişiriz. kabul. şakam yok be, vallahi kabul. sen bırak bizi, eşekler bile bizden daha hisli sevişiyordur. ama çuvaldızı da kendine bi batıracan! okuyoruz burada cins-i latif yazılarını; 


'yok efendim fin erkekleri öyle bi sevişir, bi fin erkeği uğruna o kadar uçtum ki, biriktirdiğim mil puanlarıyla dünya'yı iki kere dolandım'


'aman efendim italyan herifleri taş olur da üzerine havlu atsan sikiyle tutar.'


'ispanyollar bildiğin yunan heykeli zaten. ıbıza'da plajda bi soyundum, bakan olmadı. gay desem değillll, biseksüel gibi de durmuyorlar. hatunlar umurlarında değil. bi değişikler yanıaaa'


'ayh şekerim ben fransızlar kadar flörtöz adamlar tanımadım. adamların derdi sevişmek değil ayol; kaliteli vakit geçirmek...'


'siz türk erkeği nağsığ değleğ bi acağipsiniz' türünden yazıları.

 ablacım, sen fin'i, italyan'ı, ispanyol'u geç; arap erkekleri, malez erkekleri, moğol erkekleri bile bizden iyi sevişiyor emin ol. adamların kafası rahat bir kere. sevişmeye başladıkları zaman güzel bir sabaha uyanacakları bilinciyle giriyorlar yatağa. ondan sebep böyle pembeleşene kadar sevişmeleri. biz öyle miyiz amına koyim? bizle ne kıyaslıyon? 


ulan bizim hayatımız, yatağa girdiğimiz hatunla tam penetrasyon gerçekleşeceği sırada hatunun bizi üzerinden itip; 'sevdiğim adam geldi aklıma. bunu ona yapamam! ihanet bana göre değil', 'beni yanlış tanımandan korkuyorum', 'sence buna hazır mıyız?', 'bu kadarı yeter. noolur üstüme gelme(lan zaten üstündeyim)... tripleri ile kendimizi fatma girik'e yakalanmış sarı donlu hoca gibi köşede bulmakla geçti. ama bu geyiklerin içinde en çok hoşuma giden: 'çok daha iyi şartlarda seninle olmak isterdim' tribidir. sen kıt imkanlarınla arkadaş evinin somyasını denk getirmişsin ya, hatun saten nevresimli, cibinlikli bi yatak istiyor. ister tabi lafımız yok ona. hakkı mıdır? hakkıdır. ama donlar çıktıktan sonra refüze edilmek de sadece bize mahsus bir şey. zaten o yüzden sevişmeyi beceremiyoruz ya!


herif hatunla tanışmış. e hatun da hoşlanmış heriften. aman allah'ım hatunda bi göz süzmeler, bi işveler, bi cilveler... yeri geldiğinde böyle dirty talking'ler, alttan alttan cinsellik çağrışımlı iğnelemeler, türlü türlü koplimanlar, kışkırtıcı laflar, fantezilerini anlatmaya kadar gitmeler... e herif her akşam horozu boğar tabi daha ne yapsın? e gezdin tozdun, iyiydi. ne kadar ego var ise boca ettin herifin üstüne. buna da eyvallah... bu kadar mevzunun üstüne olacak bir şeyler dimi? ama yok. illa bi maraza çıkacak o son kertede!




işte biz bu yüzden iyi sevişemiyoruz anladınız mı? artık buna benzer birkaç tecrübe yaşamış adam; 'aman hafız hatun fikir değiştirmeden zatp edelim tüm haz noktalarını. tavdan düşmesin' diye, bi eli memede, bi parmağı vajinada, dili lavabo pompası gibi kulakta, durduk yere hatunun üstünde örümcek gibi kerkinen bi tip düşün. sırf hatun 'ban kaliba yapamiyciiim'... demesin diye hayvanlığın dorukluğunda geziyoruz. o sekansı bir tek çayır güreşlerinde 'başaltı pehlivanlarının' performansında görürsün ki, ben hızımı alamayıp o güreşlerden birisine ağa oldum(kaşarağası). elense, kündeye getirme ata sporumuzdan öteye gitti be!


tüm bunların ardından bir tane mokar hastasına gelirsin, alıştığın(alıştırdıkları) türden sevişirsin, bundan da laf yersin: 'yavaş beee... çok mu porno seyrediyorsun sen? adam gibi sevişsene!' diye! e biz tüm sevişmelerimizi grokoromende gerçekleştirmişiz. ne yapalım?

.

18 Ocak 2011 Salı

Yazma özürlü olmak..

bayadır yazdıklarımı kontrol etmeden yazıp yayınlama yöntemiyle buralarda bişeyler karalıyordum vakit buldukça bugün söyle bi üstün körü yazdıklarıma bakma gereği duydum ve...

AMAN allahım... bildiğin katletmişim Türkçeyi... bu kadar mı yetersizlik olur arkadaşım yazık yetersiz herif.. neyse düzeltme yapmıyorum hic birinde herkes görsün ibret alsın rezilliği ama en azdından bilincli biri olmak adına buradan özür dilemem gerektiğini düşündüm :)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Starcraft 2 - Heart of the Swarm video leaked?


A video claiming to show the ending of StarCraft 2: Heart of the Swarm, the next title in the startegy series was leaked onto YouTube last night.

Activision are obviously not happy at the situation although it is still unclear as to whether this was a real video or a fan created piece of footage. The fact that Activision has been chasing around trying to get the leaked footage removed points to it being legitimate.

The video was also watermarked with the name of the production company who lists Blizzard as one of their clients so there is some good evidence to suggest the video was legitimate. The audio that is present is also very authentic so we think this leak could have some merit.

The video has now been removed from YouTube but you can view it below.


Starcraft 2: Heart of the Swarm, 2012 yılında çıkması beklenen starcraft 2'nin ilk expansion paketi. hatırsanız Wings of Liberty'nin bitiminde James Raynor, Sarah Kerrigan'ı (daha doğrusu Queen of Blades'i) ele geçirir ve onu bilinmezliğe doğru götürür (yazarın bilinmezlikten kasıtı Hyperion'dur muhtemelen). fazlasıyla hollywood klişesi bir sahne olmasına rağmen güzeldir. şimdiyse hikayenin devamında daha ziyade zerg odaklı olacak ancak bir şekilde Wings of Liberty'nin yaratmış olduğu herşey hiçe sayılmış gibi duruyor yada bilmediğimiz türden şeyler olacak.. spoiler çok vermek istemiyorum ancak izlemek isteyen aşağıdaki link'e tıklayabilir (videonun youtube versiyonu anında kaldırıltırıldı actvi-blizz tarafından. Video daha cok yapım aşamasında, görüntü kalitesi animasyonlar falan yetersiz seviyede, seslendirme ve müzik henüz montaj edilmemiş yerine daha amatör seslendirme ve müzik koyulmuş (transformers'ın müziği çalıyor sdf) sanırım videonun bu ilk hali daha ziyade kamera açılarını falan görebilmek icin yapılmış yine de izlemeye değer :)

Starcraft 2:Heart of the Swarm

6 Aralık 2010 Pazartesi

And I still wonder...




neredesin bu gece? uzak iklimlerin birinde sen de yıldızlara bakıp, aradığının ama hep aradığının o yıldızlara bakıp bakmadığını merak ediyor musun? yoksa aynı açıyla mı bakıyoruz onlara, aynı yüzünü mü görüyoruz ayın? aynı yerde farklı zamanları mı yaşadık yoksa? yıldızlarla aydınlanan cennette vahşi bir çiçek gibi büyülü bir şekilde uçuşmakta mısın yoksa? ah angelica, biliyorum suçluyum! başka yüzleri başka isimleri sen sandım. güzel düşlerimize kattım onları. sen sandığım her kadına sana sunacağım kutsalları tattırdım. kimi zaman kulaklarına fısıldadım kimi zaman gözlerine haykırdım sevgiyi. ama yanılsamalarla dolu sevgiyi... saplantılarım özgürlüğe ağıtlar yaktırdı. sahte sevgilerde boğuldum ve hep yanlış prangalar vuruldu ayaklarıma. kandırıldım angelica, seni vaat edenler tarafından kandırıldım... sandım ki gerçek aşkı bulmak o kadar da zor değilmiş, sandım ki beni senden daha fazla sevebilecek birileri bulunabilirmiş, sandım ki seviyorum diyen herkes doğru söylermiş. angelica hangi zamanda yaşadığını bilsem, erken mi olduğumu geç mi kaldığımı bilsem yaşar mıyım sanıyorsun? zamana mahkum edilemeyen sözcük, farklı yüzlerde farklı tenlerde anlamlar değiştirse de ben hala senin alevinle yanıyorum ve seni düşlüyorum. ah angelica nerdesin? köy kokulu evlerde kırmızı yanaklarınla mı bekliyorsun beni? şehirlerin yorgunluğunun içinde bütün canlılığınla mı bekliyorsun yoksa? ırakta bombaların gölgesinde ırzına mı geçildi yoksa, gözü dönmüş beyazlar mı katletti yoksa? tenin ne renk angelica, hangi dili konuşuyor susadığım dudakların, gözlerin yüreğimdeki ateş gibi parıldıyor mu? ellerin benimkiler gibi soğuk mu, yalnız mı, titrer mi sebepsiz yere? ah angelica, hiç kavuşamasak da bekler misin beni? yattığın her adamda beni düşler misin? ardı arkası kesilmeyen şehvet dolu sahte gösterilerde, aynı tadı alamadıgın gündelik boş sevgilerde uzaklardaki beni özler misin? sorar mısın nerede diye? merak ediyorum bir kıvılcımla başladığında herşey, yarım kalbimi bütünler misin sevginle? ve ben hala merak ediyorum: ah angelica nerdesin?



Where are you tonight? Wild flower in starlit heaven Still enchanted in flight Obsessions lament to freedom A timeless word, the meanings changed But I'm still burning in your flames Incessant, lustral masquerade,
Unengaged, dimlit love didn't taste the same And I still wonder if you ever wonder the same And I still wonder...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Beklentiler, hayaller, umutlar...

Beklentiler ne kadar çoksa hayal kırıklıkları o kadar çok oluyormuş.. gereksiz bir ergen keşfi gibi gelen bu çıkarımın bayadır farkındaydım aslında, gayet "obivious" bir şey elbette ki yinede yarattığı kırıklıklar her daim canlı kalıyor. İnsanın umutlarını bir başka güne ertelemesi kadar onur kırıcı bişey de yok sanırım. peki ya umutlarının anlamsızlaştığı anlar? kalbin, ruhun kırıldıkça geri yapıştırdığın her parça eskisinden daha sağlam oluyor belki ama o yapıştırıcı seni öylesine sert kas katı yapıyor ki zamanla bir anda ne olduğunu bile anlamadan bildiğin sen.. artık o aynada gördüğün ruhsuz benliğe doğru değişiyor.

Çok da karamsar olmamak lazım belki de, zaten benim anlatmak istediğim bu değil, daha ziyade düşünce şeklim, değer yargılarım, kültürel anlayışım hayatımı yaşadığım yer ile bütünü ile zıt.

insanların garipseyen bakışları tepkileri anlamsız olduğu kadar da umut kırıcı. topluma ayak uyduramamanın acısını çekmek gibi işte. yine de tüm benliğim ile inandığım bir şey varsa o da, aklıma, içime sinmeyen bir şeyi yapmamam gerektiğidir. kendi arzu ve isteklerimin esiri olamadan toplumun prangalarını neden kendime vurayım ki? öncelik benim olmalı. her ne kadar acı verse de bu acının sebebi kendi yaptığım şeyler olduğunu biliyorum en azından. bişeyleri yapamayacaksam kendim yaptığım için yapamadığımı bilmek birazcık ta olsa rahatlatıyor.

peki ya doğrudan etkileyemediğim şeyler?... işte canımı sıkan umutlarımı körelten şeyler de bunlar oluyor.. bu yazı başka neden yazılsın ki? söylemek istediğin anlatmak istediğin şeyleri dinleyebilecek insanların seninle ilgilenmemesi, anlatmanı isteyen insanların da seni anlayamaması ironisinden pek de bi farkı yok bunun da.

4 Kasım 2010 Perşembe

Remember Remember the 5th of November

Guy Fawkes, yada ideallerimizin peşinde koşabiliyormuyuz..


Remember, remember the Fifth of the November,

The gunpowder treason and plot,

I know no reason why the gunpowder treason should ever be forgot.

unutulmaması gereken insanlardan biridir tarihteki.. neden ki unutulmamalı? neden umursamalıyız?  

 "Geçen her gün, sessiz sedasız kabullenilen yaptırımlar, insanların giderek daha çok sahip oldukları şeylerin kölesi olmaya başlaması ve bu başkaldırışı dile getirmeye bile korkar hale gelişimiz..." anlamsız mı tüm bunlar? ANARŞİK Mİ OLCAKSIN LAN BAŞIMIZA! mı dedirtiyor? öyleyse zaten bambaşka yerlerdeyiz bambaşka şeyleri görüyoruz baktığımız hayatta. 

Guy Fawkes, bir vatan hainidir ve bununla gurur duyulur.. neden? bir vatan haini ile neden gurur duyulur?

Hepimize, baskın düzenin tek hakim olmadığını, olamayacağını, "fikirlerin, yok edilemez olduğunu" hatırlattı. belki başarısız oldu yaratmak istediği terör de, anarşik düzene giden adım başarısızlıkla sonuçlandı, krallar yaşamaya devam ederken o öldü ve hain ilan edildi ama bu ona kahraman sıfatı yapıştırmamız için yeterli oldu. kimseyi öldürmeden değişimin adımını attı hemde. asıl kahramanlık bu değilmidir? o içimizden sökülüp atılmak için her gün her an yokedilmek için çabalanılan başkaldırma güdümüzü, insan olmamızın temelinde yatan "düşüncelerimizi" sindirmeye çalışanlara karşı direnmemizin , esin kaynaklarından biri deilmidir kendisi?